0850 811 8366
info@fiyatisenbelirle.com

ÖLÜDENİZ – MUĞLA

Yeniliği keşfedin fiyatı siz belirleyin.

 

Yabancılar için, yurtdışında  herhangi bir turizm aktivitesi düşünüldüğünde, ilk akla gelen resimlerden biridir, Ölüdeniz. Gerçekten: dünya üzerinde pek eşi-benzeri olmayan bir yer. Sakin bir yer, çam ağaçlarının gölgelediği kumsallarında, muhteşem güzellikteki kumsallar ve isteyene sakin bir deniz, isteyene ise dalgaların hareketlendirdiği bir deniz. İşte, Ölüdeniz yöresinde sizi bekleyen bunlar. Temmuz 2010 tarihinde gittiğimde, nisbeten buraların kalabalıklaştığını gördüm. Ölüdeniz kısmının elden çıkmaması, kirlenmemesi için önlem alınması gerektiğini düşünüyorum.

ULAŞIM:
Havayolu ile buraya ulaşmayı düşünenler için: Dalaman havaalanı kullanılabilir. Dalaman-Ölüdeniz arasındaki transfer ise, yaklaşık 1 saat sürüyor.

Karayolu ile ulaşım ise: Fethiye-Ölüdeniz arasında 12 km. lik bir uzaklık var. Fethiye’den Ölüdeniz’e, düzenli ulaşım araçları bulunmakta. Yani; bulunduğunuz yerden, öncelikle Fethiye’ye ulaşmayı seçmelisiniz. Fethiye otogarında indikten sonra, bir minübüse binerseniz, yaklaşık 30 dakika sonra, Belcekız’a varırsınız. Minübüsler: gece saat: 01.00’e kadar çalışıyorlar. Eğer taksi tercih ederseniz, muhtemelen 35-40 TL. civarında ödeme yapmanız gerekir.

Özel aracı ile buraya gelmeyi düşünenler için ise: Fethiye’nin belli başlı merkezlere uzaklığı şöyle. Muğla: 124 km., Ankara: 622 km., İstanbul:780 km., İzmir: 225 km., Antalya: 313 km ve daha önce de söylediğim gibi: Fethiye-Ölüdeniz arası: 12 km.


GENEL:

Ölüdeniz denince, bir şeyi karıştırmamak gerek. Ölüdeniz’e yaklaştığınızda, tepeden aşağı inerken, tam denize vardığınızda, yol “T” yapıyor. Sola giden yol: otel, motel, pansiyon ve restoranların yoğun bulunduğu bölüm. Sağa giden yol ise: Ölüdeniz’e ve nisbeten daha ağaçlık olan bölüme ve Tabiat Parkına gidiyor. Yani: Ölüdeniz yöresine ilk geldiğinizde, gördüğünüz deniz: Belcekız denilen ve açık deniz olarak kabul edilen bölüm. Burası: Ölüdeniz’den çok farklı. Dalgalı, hemen derinleşen bir açık deniz. Ama, Ölüdeniz elbette çok farklı. Bu sizi yanıltmasın.

Evet: burası, yani Ölüdeniz beldesi: Likya’lılar tarafından “Işık ve Güneş Diyarı”, ortaçağ dönemlerinde ise, “Uzak Diyar” olarak anılmıştır.

Evet; devam edelim. Ölüdeniz: Anadolu’nun güneybatısındaki: Teke yarımadasında bulunuyor. Türkiye’de bulunan, nadir: deniz kulağı (Lagun) oluşumlarından biri. Adı gibi: durgun bir göl sanki. En fırtınalı günlerde bile, Belcekız kıyıları dalgalarla karışırken, hemen yanıbaşındaki Ölüdeniz’de, yalnızca çırpıntılar oluşuyor.

Ancak: durgun gözüken Ölüdeniz: gözle görülmeyen üç nedenden dolayı, hemen her gün kendini yeniliyor. Bunlardan: ilk sebep: Ölüdeniz’de mevcut yoğun kaynak suyu çıkışları. Bu çıkışlar, dipte, içeriden açık denize doğru bir akıntı oluşturuyor. İkinci sebep: bu kaynak sularının tuz farkı yaratması. Açık denizden içeriye ve dışarıya, sürekli olarak bir sirkülasyon oluşuyor. Üçüncü sebep ise: gel-git etkisi ile, 2-3 günde bir, deniz ortalama, yarım metre yükseliyor ve alçalıyor. Bu da büyük miktarda deniz suyunun, Ölüdeniz’e giriş ve çıkışına sebep oluyor.

Evet: burada deniz suyu genelde sıcak. Sıcaklık, hiçbir zaman 15 derecenin altına düşmüyor. Bu nedenle, bütün yıl boyunca, denize girmek mümkün. Deniz dibinde tek bir yosun bile yok. Kıyı: bembeyaz kumsallarla örtülü. Suyun ve dibindeki kumun kırdığı ışık; ünlü “Türkuvaz” rengini veriyor. Kıyılara kadar uzanan yemyeşil çam ormanları, içinde yeşilin, mavinin ve mor’un her tonunu görebileceğiniz ılık denizi, uzun kumsalı ile, burası gerçekten tam bir tabiat harikası. Özellikle, Turkuaz renginin daha güzel görünebildiği bir yer sanırım yoktur.

Biraz önce de söylemiştim. Ölüdeniz içinde, özellikle sol bölümde sular sığ. Bu sığ bölümde, deniz içinden yürüyerek, Tabiat Parkına kadar gidebilirsiniz. Bu da insanlara ayrı bir heyecan veriyor. Uzaktan baktığınızda, denizin ortasında yürüyen insanları görüyorsunuz, şaşırmamak elde değil.

Ölüdeniz kıyısında: özellikle, deniz kıyısına çok yakın bulunan bungalov evlerden oluşan pansiyonlarda kaldığınızda: yattığınız yerden (elbette ön cephede iseniz) denizi görmeniz mümkün. Burada: denize doğru uzanan iskelelerin üzerinde, muhteşem damak tadına hizmet eden, balık restoranları görmek mümkün. (Ah bir de arılar olmasa, yemek yemenin keyfini tam bir ızdırap haline getiriyorlar.)

Her şey bir yana. 2006 yılında, Almanya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden Bild gazetesi: internet üzerinden düzenlediği ankette: “Dünyanın En Güzel Sahili” olarak, Ölüdeniz’i seçmiş. Muhteşem güzel bir olay. Zaten bizim kıyılarımız ve sahillerimizin bu tür güzelliklerinin eşsiz olduğunu biz biliyoruz ya, yabancıların da bunu onaylaması güzel bir şey. Bunun yanında: mavi bayrak durumu ise şu. Malüm gerek denizin temizliği ve gerekse kıyıdaki diğer tesislerin durumuna göre verilen mavi bayrak, burada: ikisi otellere olmak üzere, toplam üç yerdeki plaja verilmiş.

Evet: Ölüdeniz’de gece hayatı ve eğlence? Hayır, yok. Ölüdeniz, tam bir doğa harikası diyar. Burada: eğlence, gece hayatı yok. Gece hayatı ve eğlence düşünenler, Ölüdeniz’in hemen dışındaki Hisarlık bölümüne gitmek durumundalar. Zaten, Hisarlık’ta o kadar çok İngiliz var ki, işi iyice abartmışlar ve mekanların çoğuna İngiliz bayrağı asmışlar. Kendi kültürlerine göre de, gayet güzel, bağıra-çağıra eğleniyorlar. Fethiye’den Ölüdenize gelirken, Hisarlıktan geçiliyor.


ÖLÜDENİZ’E ADINI VEREN EFSANE:

Açık denizden yani Belcekız kıyılarından bakıldığında, Ölüdeniz görünmüyor. Kıyıya iyice yaklaştığınızda, 90 derecelik bir açı yapan kısa kanaldan, Ölüdeniz’e giriliyor.

Likya ve Lidya kralları, büyük bir savaşa tutuşurlar. Likya kralı yenik düşer. Yaralılarını ve geride kalan yaşlı, çocuk, kadın ve gençlerini, yelkenli bir gemiye doldurur. Dost bir kıyı kenti aramaya başlarlar. Ancak, Belcekız açıklarında, şiddetli bir fırtınaya yakalanırlar. Sığınacak bir liman ararlar. Kralın oğlu: geminin yönünü, Belcekız kıyılarına çevirir. Çünkü: hiç fırtına görmemiş ve doğal bir koy olan Ölüdeniz’den haberdardır. Ancak: gemi kıyıya yaklaştıkça sığınacak limanı göremeyen kral, sinirlenir. Kavminin son kalanlarını da felakete götüren emri veren kişinin kellesinin uçurulmasını emreder. Emir yerine getirilir. Ancak, bu arada, gemi kıyıya yanaşmış ve kanala girmek üzeredir. Ölüdeniz, bütün sükunetiyle onları karşılar. Kral ve kavminin son kalanları ve onları taşıyan gemi kurtulur. Ama, kralın oğlu ölmüştür. Bu nedenle, o zamandan bu güne kadar, bu limana, Ölüdeniz denir.

Evet, bu efsanenin yanında bir de Belcekız efsanesi bulunmakta. Bu da şöyle.

Geçmiş dönemlerde, buradan geçen gemiler, açıkta demirleyip içme suyu almak üzere, kıyıya sandal gönderirlermiş. Bir gün, bir geminin kaptanının yakışıklı oğlu, su almak için kıyıya çıktığında, güzel Belcekız’ı görür. Her iki genç, görür görmez birbirlerine aşk olurlar. Ama delikanlı, suyu alıp dönmek zorundadır. Gemiye biner ve gemi uzaklaşıp gider. Belcekız; hep kıyıya bakar ve sevgilisinin yolunu gözler. Delikanlı da, geminin buradan her geçişinde, su almak için kıyıya çıkar ve görüşürler.

Derken, bir gün, yine buradan geçerken, fırtına patlar. Delikanlı, kaptan babasına: burada, korunaklı bir koy olduğunu söyler. Babası ise: delikanlının, sevgilisi Belcekız’ı görmek için, geminin parçalanmasını göze aldığını düşünür. Fırtınayla birlikte, baba-oğul arasında kavga başlar. Gemi, tam kayalıklara çarpacak iken, baba, bir kürek darbesiyle, oğlunu denize düşürür ve dümene yapışır. Tam bu sırada, gemi mevcut hızı ile, fırtınalı denizden çıkarak, çarşaf gibi bir koya girer. Evet, delikanlının söylediği koy doğru çıkmıştır. Ancak: delikanlı ölmüştür.

Kayaların üzerinde, sevdiğini bekleyen Belcekız da, onun öldüğünü görünce, kayalardan atlayarak ölümü seçer. İşte o günden beri, kızın öldüğü yere Belcekız, delikanlının öldüğü yere ise, Ölüdeniz denir.


KUMBURNU TABİAT PARKI:

Burası: 1978 yılında, Özel Çevre Koruma ve Birinci Derece Doğal Sit alanı ilan edilmiş ve bu nedenle zaten yapılaşmaya da izin verilmiyor. Günübirlik dinlenme plajı olarak kullanılıyor.

Burası: Muğla Valiliği Özel İdaresi bünyesinde kurulan; Melsa isimli bir şirket tarafından işletiliyor. Tabiat Parkı olması nedeniyle giriş ücretli. Tam: 3.5 TL., öğrenci: 1.75 TL.. Duş ve tuvaletlerden ücretsiz yararlanılıyor. Şezlong ve şemsiye ise: 6 TL. Bir büyük ve iki küçük kafeterya var. Fast foot türü yiyecek ve içecek satışı yanında, Şark köşesince sacta gözleme yemek mümkün. Ayrıca: bir de el sanatları satış yeri var. Muğla yöresinin el işi ürünleri satılıyor.

Piknik yapmak isteyenler için düzenlenmiş bir de piknik alanı var. Ama: mangal yakmak yasak. İyi ki de yasak. Özel aracınız ile gitmeyi düşünürseniz, otopark gayet rahat. 650 araçlık otopark var. Güvenlik kameraları ve görevliler ile denetim altına alınmış.

Parkın büyüklüğü: 9 hektar.

Buranın plajına: turistler “Blue Lagun” adını veriyorlar. Bu plaja; Mayıs 2000 yılından bu yana, teknelerin girişi yasaklanmış. Koruma amaçlı alınan bu karar, elbette çok doğru. Plajın uzunluğu: 2 km. Plajda: su sporları (kano, parasailing, su kayağı, banana) işletmesi var. Plajın 100 metrelik bölümünde, saha koruması uygulaması yapılıyor. Bu alanın sürekli temiz kalması sağlanıyor. Bu mesafeye giren atıklar, görevliler tarafından derhal temizleniyor. Bunun sonucu olarak, burası da mavi bayrak ödülü almış.

Buraya: yılda, yaklaşık 400 bin yerli-yabancı turist giriş yapıyor. Özellikle, yabancı turistler buraya yoğun ilgi gösteriyorlar.

YAMAÇ PARAŞÜTÜ:
Ölüdeniz’de tatile gelen turistler, Ölüdeniz’in doğal güzelliklerini ve denizi gökyüzünden görmek için: 1970 metre rakımlı, Babadağ’dan, yamaç paraşütü ile aşağıya atlıyorlar. Deneyimli bir pilot eşliğinde başlayan serüven, yaklaşık 30-40 dakika kadar sürüyor.

Yamaç paraşütü yapmak isteyen turistler: atlama turları düzenleyen şirketlere, belli bir ücret ödüyorlar. Uçuş noktalarına ciplerle götürülüyorlar. Bu yol 25 km. ve engebeli. 50 dakika civarında sürüyor. 1700 metre rakıma çıkıldığında, uçuş için rüzgar yeterli değilse, 1900 metrelik rakıma çıkılıyor. Tulum ve kasklar takılarak, pilota ve paraşüte bağlı harness (oturak)e oturuluyor. Pilotun, paraşütü çekmesiyle, paraşüt şişiyor. Birkaç adımlık koşu ile açılıp, yükseliniyor ve uçmaya başlanıyor. Deneyimli pilotlar, yamaç paraşütü ile, 3500 metre yüksekliğe kadar çıkabiliyorlarmış. Havada toplam kalabilme süresi ise, 5 saat. Oluyormuş.

KELEBEKLER VADİSİ:
Vadiye ulaşım, Ölüdeniz’de sahilden kalkan teknelerle sağlanıyor. Karayolundan ulaşım yok. Kayalık ve çamlık bir vadidir. Milyarlarca kelebek, kayalarda, ağaçların gövdelerinde ve yapraklarında bulunuyor. Bu vadi: 1995 yılında, 1 nci Derece Sit Alanı ilan edilmiş ve koruma altına alınarak, her türlü yapılaşmaya kapatılmış. Teknelerle buraya gittiğinizde ki, mutlaka gidin, denize girmeyi ihmal etmeyin. Vadinin hemen önünde, muhteşem bir kumsal ve güzel deniz var. Günübirlik turlarda, kelebekler ilgisini çekmeyenler, burada denize girmeyi yeğliyorlar.

Karayolundan ulaşım yok demiştim. Ancak, Kelebekler vadisini seyretmek için, tepeden en uygun nokta: George House denen bir yer var. Faralya Koyunda. Buraya ulaşmak mümkün. Kelebekler vadisinin tam tepesinde, yabancı bir gezginin, buranın sahibine “George amcama ne kadar benziyorsunuz” demesi sonucu, buranın adı George House olarak kalmış. Mütevazi bir aile işletmesi var. Buradan vadinin görünüşü şöyle: vadi derin bir uçurum gibi gözüküyor. Beyaz bir kumsal önünde, uçsuz bucaksız Akdeniz’e açılan bir vadi. Buraya gidip, kelebekler vadisinin fotoğraflarını çekebilirsiniz.

 

HİSARÖNÜ:
Fethiye-Ovacık karayolu üzerindedir. Çam ormanları içinde bulunuyor. Otel ve pansiyon olarak, 3000 civarında yatak kapasitesine sahip, gelişmiş turizm merkezlerinden biridir. Daha çok İngiliz turistler tarafından tercih ediliyor. Burada: Türklerden çok İngilizler var.
Hisarönü; minübüsle, Fethiye merkeze 10 dakika uzaklıkta. Burada: restoranlar ve barlar var. Her yerden müzik sesi yükseliyor. Özellikle: akşamları, yolu trafiğe kapatıyorlar. Cadde de rahat rahat yürümek mümkün. Ayrıca, burada çocuklar için de, küçük bir lunapark kuruluyor. Hisarönü, biraz da yayla tadında. Çünkü, hava burada daha serin.

 

FARALYA KOYU:
Fethiye’ye 22 km. ve Ölüdeniz’e ise 8 km. uzaklıkta. Sanırım bu isim Rumlardan kalma. Köyün resmi adı: Uzunyurt. Dağın iki yamacı boyunca uzanıp gidiyor. Sırtını kızıl çam ormanlarıyla kaplı sarp dağlara yaslamış. Tarihi “Likya Yolu” üzerinde. Sit alanı kapsamına alınmış. Karşınıza her an bir lahit ya da geçmişten kalan bir kalıntı çıkabilir.

 

GEMİLER ADASI:
Kaya köyünün hemen arkasındaki tepe aşıldığında, yol sizi, Gemiler Koyuna ulaştırır. Gemiler koyunun tam karşısında ise, St.Nicholas (Gemiler Adası) bulunuyor. Buraya, tekne ile geçmek mümkün.

Adada, MS.5 ve 13 ncü yüzyıllar arasında yapıldığı tahmin edilen Bizans ve Roma dönemlerine ait yerleşimler var. Bunlar: ev, depo, sarnıç ve kilise kalıntıları. 1990 yılında yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu, erken Hıristiyanlık döneminde, buranın önemli bir ziyaret merkezi olduğu ve denizler azizi “Nicholas” ın bu adada yaşadığı tespit edilmiş.

 

SONUÇ:
Evet, Ölüdeniz rahattır. Hem hareketli ve hem de sakindir. Ama hayalinizde bir Bodrum eğlencesi varsa, Ölüdeniz’de bunu bulamasınız.

Özellikle: Blue Lagun, ölü gibi duran denizde, bebekleri ve çocukları yüzdürmek çok uygun. Evet, gerçekten dünyanın sayılı plajları arasında seçilen Kumburnu Tabiat Parkında denize girmenin keyfini yaşayın. Eğer paraşüt meraklısı iseniz, bu merakınızı tatmin edebileceğiniz, dünya üzerindeki en güzel yer burası. Bunun dışında, Ölüdeniz’de size hitap edecek başka ca bir şey yok. Muhteşem bir doğa ve tabiat, çarşaf gibi bir deniz, tertemiz kumsal ve deniz. Huzur, sessizlik, sakinlik. Ama burayı mutlaka görün

2019 Tüm Hakları Saklıdır. © Fiyatı Sen Belirle.
Kullanım SözleşmesiGizlilik politikasıKişisel Verilerin Korunumu